Şehir Rehberi

İstanbul’un Az Bilinen 7 Semti: Keşfedilmeyi Bekleyen Güzellikler

Ömer Fatih Yazıcı
Ömer Fatih Yazıcı
Seyahat Yazarı
15 Ekim 2025
62 görüntülenme
16 dk okuma

"İstanbul’un turistik rotalarının dışında kalan yedi semtini keşfe çıkıyoruz. Bu gizli kalmış mahalleler, tarihi dokuları, renkli sokakları ve yerel yaşamlarıyla hem yerli hem yabancı gezginlere otantik deneyimler sunuyor."

İstanbul’un Az Bilinen 7 Semti: Keşfedilmeyi Bekleyen Güzellikler
📸 İstanbul’un Az Bilinen 7 Semti: Keşfedilmeyi Bekleyen Güzellikler

İstanbul denince akla ilk önce Sultanahmet, Taksim veya Galata gibi popüler adresler gelse de, bu eşsiz şehrin ruhunu tam anlamıyla hissedebilmek için ara sokaklarına ve az bilinen semtlerine dalmak gerekir. Tarihi yarımadanın dışında, kalabalıklardan uzakta kalan pek çok mahalle, ziyaretçilerine İstanbul’un farklı yüzlerini gösteriyor. Aşağıda sıraladığımız yedi gizli semt, hem yerli hem de yabancı turistler için keşfedilmeyi bekleyen hazineler gibidir. Bu semtlerde dolaşırken geçmişin izlerini, kültürel çeşitliliği ve modern yaşamın harmanlandığı özel bir atmosferi deneyimleyecek; her birinde görülmeye değer mekânlar ve tatmanız gereken lezzetlerle karşılaşacaksınız. Şimdi rotamızı İstanbul’un bu saklı güzelliklerine çeviriyoruz. Fener & Balat: Tarihin ve Renklerin Buluştuğu Yer İstanbul’un Haliç kıyısında yan yana sıralanmış Fener ve Balat semtleri, adeta bir zaman tünelinde yürüyormuş hissi uyandırıyor. Son yıllarda popülerleşmeye başlasa da hâlâ yoğun turist kalabalıklarından uzak olan Balat, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tarihi bir semttir. Daracık sokaklarını süsleyen renkli Osmanlı evleri, cephelerindeki çamaşır ipleri ve cumbalı pencereleriyle ziyaretçileri kendine hayran bırakır. Bu bölgede gezerken her adımda farklı bir kültürel mirasa rastlarsınız: bir yanda Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, diğer yanda 19. yüzyıldan kalma demir mimarisiyle ünlü Sveti Stefan (Bulgar) Kilisesi yükselir. Tarihi kilise, sinagog ve camilerin bir arada bulunduğu Fener ve Balat, Osmanlı döneminde Rum, Ermeni, Yahudi ve Türk toplumlarının bir arada yaşadığı bir mahalle olarak İstanbul’un kozmopolit geçmişine ışık tutuyor. Bu semtlerde Ahrida Sinagogu ve Surp Hreşdagabed Ermeni Kilisesi gibi az bilinen ibadethaneler de keşfedilebilir. Rengârenk sokaklarda dolaşırken karşınıza çıkan antikacı dükkânlarına ve vintage mağazalara uğrayabilir, geçmişten günümüze kalan eşyalar arasında nostaljik bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Balat’ın artık Instagram ile özdeşleşen ünlü cumbalı evlerinin bulunduğu Kiremit Caddesi ve Merdivenli Yokuş’ta bol bol fotoğraf çekmeyi unutmayın. Yorulduğunuzda semtin bohem kafelerinde mola verip taze demlenmiş çayınızı ya da kahvenizi yudumlarken çevrede oynayan çocukları, sohbet eden mahallelileri izlemek, İstanbul’un gerçek ruhunu hissettirecek anlar sunar. Ayrıca Cibalikapı Balıkçısı veya Forno Balat gibi mekanlarda sokak lezzetlerini tadabilir; mis gibi kokan fırınlardan yeni çıkmış Balat simidinin veya geleneksel tatlıların keyfine varabilirsiniz. Tarihi dokusu, renkli yaşamı ve zengin kültürel mirasıyla Fener-Balat bölgesi, İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken alternatif rotaların başında geliyor. Kuzguncuk: Boğaz’ın Saklı Cenneti Boğaziçi’nin Anadolu yakasında, Üsküdar’a komşu küçük bir semt olan Kuzguncuk, sakinliği ve sıcak mahalle kültürüyle şehrin keşfedilmeyi bekleyen köşelerinden biri. Sırtını yeşil tepelere dayayıp yüzünü boğaza dönen Kuzguncuk’un, rengârenk boyalı ahşap evlerle bezeli dar sokaklarında adeta bir masal diyarında yürüyorsunuz. Bir zamanlar Yahudiler, Rumlar, Ermeniler ve Türklerin bir arada yaşadığı bu semtte farklı dinlere ait sinagog, kilise ve camiler neredeyse yan yana bulunur; bugün bile bu kültürel çeşitliliğin izlerini görmek mümkündür. Özellikle semtin merkezinde, birbirine çok yakın mesafede konumlanmış Beth Yaakov Sinagogu, Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi ve Kuzguncuk Camii, Kuzguncuk’un hoşgörü atmosferini simgeler. Boğaz’ın kıyısında yer alan Çınaraltı Çay Bahçesi, asırlık çınar ağaçlarının altında çayınızı yudumlayıp karşı kıyıdaki Ortaköy manzarasını izleyebileceğiniz huzurlu bir durak. Hemen yanı başında küçük balıkçı teknelerinin demirlediği Kuzguncuk İskelesi bulunur. Bu sahil şeridinde yürürken göreceğiniz tarihi yalılar ve taş döşeli yollar semtin nostaljik dokusunu yansıtır. Kuzguncuk’ta yemek molası için deniz ürünleriyle ünlü İsmet Baba Restaurant ideal bir seçenektir; Boğaz manzarası eşliğinde taze balık ve mezelerin tadını çıkarabilirsiniz. Semtin bir diğer simgesi olan Kuzguncuk Bostanı ise mahalle sakinlerinin ortaklaşa kullandığı, şehir içinde nadir rastlanır yeşil alanlardan biri. Burada mevsimlik sebze ve çiçek ekimleri yapılıyor; eğer kapısı açıksa kısa bir gezinti yaparak İstanbul’da mahalle bahçeciliğinin sevimli bir örneğini görebilirsiniz. Kuzguncuk’un butik kafelerinde ev yapımı tatlıları deneyebilir, sanat galerilerine dönüştürülmüş eski dükkânlarında sergilere rastlayabilirsiniz. Tüm bu özellikleriyle Kuzguncuk, kalabalık metropol yaşamından kaçıp eski İstanbul’un samimi mahalle ruhunu solumak isteyenler için gerçek bir saklı cennet sunuyor. Arnavutköy: Renkli Yalılarıyla Boğaz İncisi Avrupa yakasında, Beşiktaş ilçesine bağlı Arnavutköy, Kuruçeşme ile Bebek arasında Boğaz kıyısındaki en tatlı yerleşimlerden biri olarak biliniyor. Eskiden bir Rum ve Yahudi balıkçı köyü olan bu semt, günümüzde tarihi dokusunu koruyarak İstanbul sosyal hayatının gözde noktalarından birine dönüşmüştür. Toplu taşıma imkanı sınırlı olmasına rağmen hafta sonları kahvaltıdan gece hayatına kadar her an canlı kalan Arnavutköy, hem eski İstanbulluların hem de genç neslin uğrak semtleri arasındadır. Semtin cazibesi, bir yandan Boğaz manzarasının güzelliğinden ve kentleşme furyasının dokunamadığı tarihî mirastan geliyor. Rum ve Musevi cemaatlerinin terk ederken geride bıraktığı Art Nouveau işlemeli ahşap konaklar, semtin sokaklarını adeta açık hava müzesi gibi süslüyor. Silüeti tamamlayan zarif kilise çan kulesi ve geçmişteki sinagog binası, Arnavutköy’ün kozmopolit geçmişini hatırlatıyor. Özellikle 1896 yapımı Aya Strati Taksiarhi Rum Ortodoks Kilisesi, görkemli mimarisiyle semtin en dikkat çekici yapılarından (ne yazık ki cemaatsizlik nedeniyle çoğu zaman kapalı olsa da dışarıdan izlenebilir). Arnavutköy’ün Kazıklı Yol adı verilen sahil şeridinde yürürken, pastel tonlara boyanmış tarihi yalılar sizi karşılar; balkonu çiçeklerle bezeli bu evlerin her biri fotoğraf tutkunları için birer kartpostal gibidir. Boğaz’ın eşsiz manzarası eşliğinde, gün batımında sahilde oturup ışıkların suya vurduğu anları izlemek benzersiz bir huzur verir. Semtin dar ve taş döşeli arka sokaklarında dolaştığınızda ise mahalle kültürünü hissedersiniz: Kapı önünde sohbete dalmış komşular, pencereden sarkan çiçekler ve Arnavutköy’ün meşhur kedileri… Arnavutköy, aynı zamanda İstanbul’un en iyi balık restoranlarından bazılarına ev sahipliği yapar. Adem Baba gibi salaş bir balık lokantasında uygun fiyata lezzetli deniz ürünleri tadabilir veya Sur Balık gibi boğaz manzaralı şık bir restoranda gurme deniz mahsullerinin keyfine varabilirsiniz. Akşamları ise semtin hareketlendiği barlardan Alexandra’nın terasına uğrayıp kokteylinizi yudumlarken Boğaz’ın ışıltısına karşı büyülenebilirsiniz. Tarih, lezzet ve manzaranın buluştuğu Arnavutköy, İstanbul’da boğaz kıyısında keşfedilecek en zarif semtlerden biridir. Moda: Kadıköy’ün Huzurlu Köşesi Kadıköy ilçesinde, Marmara Denizi’ne nazır konumuyla Moda semti, Anadolu yakasında sakin ve huzurlu bir vaha gibidir. Hareketli Kadıköy çarşısına yürüme mesafesindeki Moda, bir anda şehrin gürültüsünden sıyrılıp palmiyelerle bezeli sahil yürüyüş yoluyla ve nostaljik tramvayıyla bambaşka bir atmosfere kucak açar. İstanbul’un en eski yerleşimlerinden olan Moda, tarihi Art Nouveau apartmanları ve köşkleriyle de mimari açıdan dikkat çeker. Sahil boyunca uzanan Moda İskelesi ve Moda Çay Bahçesi, özellikle gün batımında şehir siluetini izlemek için İstanbulluların favorisidir. Moda Çay Bahçesi’nde çayınızı yudumlarken hem Adalar’ın hem tarihi yarımadanın manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Semtin içlerine doğru yürüdükçe birbirinden şirin kafe ve pastaneler sizleri karşılar. Moda, İstanbul’un cafe kültürünün kalbinin attığı yerlerden biridir; üçüncü dalga kahvecilerden klasik pastanelere, yaratıcı konseptli mekanlara kadar sayısız seçenek vardır. Örneğin, Orhan Pamuk’un romanlarına da konu olan tarihi Moda Aile Çay Bahçesi veya Koço Restaurant gibi eski İstanbul mekanlarında nostalji yaşayabilir, Bademaltı ve Brekkie gibi yeni nesil mekanlarda kahvaltı yapabilirsiniz. Moda aynı zamanda sanat dolu bir semttir: Moda Sahnesi ve Kadıköy Theatron gibi tiyatrolar, çeşitli sanat galerileri ve Barış Manço Müzesi gibi müze-evler burada bulunur. Ara sokaklarında gizlenmiş küçük butik mağazalar, plak dükkanları ve atölyeler de keşfedilmeyi bekler. Birçok sinema salonuna ev sahipliği yapan semt, İstanbul’un entelektüel ve alternatif yüzünü yansıtır. Cadde boyunca yürürken Moda’nın meşhur dondurmacılarından Ali Usta’da dondurma kuyruğuna girmek de geleneklerdendir. Kalabalığa karışıp Moda Caddesi’nde turladıktan sonra Moda Burnu’na inip deniz kenarında banklarda oturarak martı sesleri eşliğinde huzur bulabilirsiniz. Kadıköy’ün bu sakin köşesi, şehrin enerjisiyle dinlenceyi bir arada sunarak ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatıyor. Yeldeğirmeni: Kadıköy’ün Bohem Mahallesi Kadıköy’ün son yıllarda yükselen değeri olan Yeldeğirmeni, Moda’nın kalabalığına alternatif arayanlar için sanat dolu bir mahalle deneyimi sunuyor. Kadıköy merkezine birkaç dakika yürüme mesafesindeki Yeldeğirmeni, sokak sanatları, yaratıcı atölyeler ve tarihi binaların arasında genç ve dinamik bir atmosfere sahip. Geçmişte Levanten ve Osmanlı ailelerinin yaşadığı bu semt, Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma apartmanları ve Türkiye’nin ilk modern apartman topluluklarından biri olan Taş Binaları ile tarih meraklılarını da cezbeder. Son dönemde sanatçıların ve öğrencilerin gözdesi haline gelen semtin duvarları, her köşe başında karşınıza çıkan renkli mural’lar ve graffitilerle adeta bir açık hava galerisi gibi. Yeldeğirmeni’nde gezerken hem geçmişin izlerini hem de günümüzün alternatif sanat sahnesini bir arada görürsünüz. Tarihi Yeldeğirmeni Fırını, 1923’ten beri hizmet veren ve semtin sembollerinden biri olan bir fırındır; burada sabahları sıcacık çıkan ekmeklerin kokusu tüm sokağa yayılır. Yakınında konumlanan Aya Yorgi (Saint George) Kilisesi ise 19. yüzyıldan kalma bir Rum Ortodoks kilisesi olarak semtin çok kültürlü geçmişine tanıklık eder. Bu kilisenin hemen karşısındaki duvarda göreceğiniz büyük bir sokak resmi, modern Yeldeğirmeni’nin sanatla iç içe kimliğini vurgular. Mahalledeki bağımsız sanat atölyelerine uğrayabilir, el yapımı ürünlerin satıldığı butik dükkanlarda vakit geçirebilirsiniz. Ayrıca Yeldeğirmeni, Kadıköy’ün kahve kültürüne farklı bir soluk getiren özgün kafeleriyle de ünlüdür. Samatya Art Cafe ya da Monkey Espresso gibi mekanlarda kahvenizi yudumlarken duvarları süsleyen eserleri inceleyebilir, semtin yaratıcı sakinleriyle sohbete dalabilirsiniz. Öğle vakti acıktığınızda ise mahalledeki küçük esnaf lokantalarında ev yemekleri tadabilir veya Dört Kadıköy gibi vegan/vejetaryen dostu modern lokantalarda alternatif lezzetler bulabilirsiniz. Enerjik ve yaratıcı ruhuyla Yeldeğirmeni, Kadıköy’ün bohem yüzünü keşfetmek isteyen gezginler için ideal bir durak. Kurtuluş (Tatavla): Çok Kültürlü Tarihin İzleri Osmanlı İstanbul’unda Tatavla adıyla anılan, bugünün Kurtuluş semti (Şişli ilçesinde), şehrin az bilinen tarihi mahallelerinden biri. 19. yüzyılın sonlarına dek çoğunlukla Rum nüfusun yaşadığı Tatavla, büyük Tatavla Yangını (1929) sonrasında yeniden inşa edilirken Kurtuluş adını almıştır. Geçmişin izleri hâlâ sokaklarına sinen Kurtuluş, günümüzde de çok kültürlü yapısını koruyor. Eski İstanbul apartmanlarıyla dolu caddelerinde yürürken bir köşede hala bir Rum meyhanesi, diğerinde yıllardır aynı aile tarafından işletilen bir Ermeni manavı görebilirsiniz. Semtin ana arterlerinden Kurtuluş Caddesi, hafta içi ve hafta sonu her daim canlıdır; sokak üzerinde geleneksel tatlıcılardan şarküterilere, kiliselerden camilere pek çok farklı unsuru bir arada gözlemlemek mümkün. Kurtuluş’un kalbinde yer alan Aya Dimitrios Rum Ortodoks Kilisesi, 19. yüzyıldan beri ayakta duran önemli bir ibadethane olarak semtin geçmişini yansıtır. Yine yakınlarda bulunan tarihi Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi de bölgenin çok kültürlü kimliğini simgeler. Bu semt lezzet duraklarıyla da meşhur. Eski Tatavla günlerinden miras kalan köklü pastaneler ve fırınlar, Rum ustaların elinden çıkma kurabiyeler ve çöreklerle ünlüdür. Örneğin, Üstün Palmiye Pastanesi’nde bademli Rum kurabiyelerini veya Tatsan Fırını’nda taze çıkmış acıbadem kurabiyelerini deneyebilirsiniz. Yine Kurtuluş’ta yıllardır müdavimlerini ağırlayan klasik meyhaneler bulunur; buralarda Türk ve Rum mutfağının lezzetlerini aynı sofrada tadabilirsiniz. Özellikle ara sokaklardaki Agora Meyhanesi veya Kurtuluş Adana Sofrası gibi mekanlarda, ister geleneksel mezeler eşliğinde rakı-balık yapabilir, ister Anadolu mutfağından ev yemeklerini deneyebilirsiniz. Semtin bir başka sırrı da antikacılar ve ikinci el eşya dükkanlarıdır; Kurtuluş Pazarı civarında dolaşırken karşınıza çıkacak bu dükkânlarda uygun fiyata vintage eşyalar bulmak mümkündür. Her yıl büyük perhiz öncesi düzenlenen geleneksel Tatavla Karnavalı (Gâvurbağı) da Kurtuluş’un tarihe karışmış ama iz bırakan bir eğlencesiydi; günümüzde karnaval eski coşkusuyla yapılmasa da semtin bu renkli geçmişi dilden dile anlatılır. Çok kültürlü mirasını eski ve yeniyle harmanlayan Kurtuluş, turistik rehberlerde pek bahsedilmeyen ama İstanbul’un gerçek ruhunu yaşatan semtlerden biri. Daracık sokaklarında gezerken hissedeceğiniz mahalle samimiyeti ve geçmişin hüzünlü güzelliği, bu semti özel kılıyor. Cihangir: Şehrin Bohem Vahası İstiklal Caddesi’nin kalabalığına birkaç adım mesafede olmasına rağmen bambaşka bir dünya sunan Cihangir, İstanbul’un en özgün ve bohem semtlerinden biridir. Beyoğlu’nda Taksim’e komşu bir mahalle olan Cihangir, şehrin hareketliliği içinde saklı kalmış adeta bir bohem vaha gibidir. Yazarlar, oyuncular, ressamlar ve müzisyenler yıllardır Cihangir’i mesken tutmuş; bu nedenle semt, entelektüel ve sanatsal bir atmosferle özdeşleşmiştir. Dar ve yokuşlu sokaklarını gezerken her köşe başında farklı bir sürprizle karşılaşabilirsiniz: birinde vintage plaklar çalan bir kafe, diğerinde duvarları sanat eserleriyle dolu bir kitapçı veya sokak kedileriyle ünlü bir park… Gerçekten de Cihangir, kedileriyle meşhur bir semttir; mahalledeki hemen her kafede mırıl mırıl uyuyan bir kedi görmek mümkündür. Cihangir’in kalbinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta kaybettiği oğlu anısına Mimar Sinan’a yaptırdığı Cihangir Camii yer alır. Bir tepe üzerinde konumlanan bu mütevazı caminin avlusundan İstanbul’un en güzel Boğaz manzaralarından biri seyredilir – özellikle gün batımında burada oturup manzarayı izlemek büyüleyicidir. Semt, tarihi eser tutkunlarını da cezbedecek yapılara sahiptir: 19. yüzyıldan kalma Zenovitch Apartmanı ve hemen yakınındaki Saint Antoine Apartmanı gibi Art Nouveau tarzı binalar mimari meraklılarının ilgisini çeker. Ayrıca Cihangir’e yürüme mesafesindeki Aya Triada Rum Kilisesi ve eski Fransız Yetimhanesi de bölgenin tarihine tanıklık eden yapılardandır. Sanat ve kültürle iç içe Cihangir’de gezerken uğramanız gereken noktalardan biri de Orhan Kemal Müzesi’dir. Ünlü Türk edebiyatçısı Orhan Kemal’in hatırasına adanmış bu müze-ev, yazarın kişisel eşyalarını ve çalışma odasını görme imkanı sunar. Semtin bir başka lezzetli durak noktası ise 1913’ten beri hizmet veren Asri Turşucusu’dur; burada envai çeşit geleneksel turşuyu tadabilir, hatta Neşeli Günler filmindeki ünlü turşu sahnelerinin çekildiği mekanı görmenin keyfini yaşayabilirsiniz. Cihangir, aynı zamanda İstanbul’un en iyi kahvecileri ve butik restoranlarıyla doludur. Sabah kahvaltısı için kuyruklar oluşturan Van Kahvaltı Evinde serpme kahvaltı yapabilir, öğleden sonra Kronotop gibi üçüncü dalga kahvecilerde mola verebilirsiniz. Akşamüstü acıkırsanız Cihangir’in dünya mutfağı sunan lokantalarından birine uğrayabilir veya semtin simgesi haline gelmiş Jash İstanbul gibi Ermeni meyhanelerinde farklı lezzetler deneyebilirsiniz. Gece hayatı arayanlar için ise Cihangir’in sakin gündüz atmosferi, akşamları yerini canlı bir ortama bırakır; Geyik gibi popüler kokteyl barlarında sohbet edip müzik dinleyebilir ya da efsanevi Roxy’nin enerjik ortamında dans edebilirsiniz. Her köşe başında farklı bir hikaye ve ilham barındıran Cihangir, turist kalabalıklarının pek uğramadığı ancak keşfedenlerin vazgeçemediği bir semt olarak öne çıkıyor. Bohem kafeleri, sanat galerileri, vintage butikleri ve manzaralı parklarıyla Cihangir’de geçirdiğiniz her an, İstanbul’un sanatsal ve özgür ruhunu iliklerinize kadar hissettirecek.

Ömer Fatih Yazıcı

Ömer Fatih Yazıcı

Seyahat Yazarı

Seyahat tutkunu bir yazar. Dünyanın dört bir yanından gezi deneyimlerini ve önerilerini paylaşıyor.

Yazı İstatistikleri

3006
Toplam Kelime
16
Dakika Okuma
62
Görüntülenme
17.9k
Karakter

Etiketler

#İstanbul gizli semtler #az bilinen yerler #alternatif İstanbul rotaları #Fener Balat #Kuzguncuk #Moda #Yeldeğirmeni #Kurtuluş Tatavla #Arnavutköy #Cihangir

Bu yazıyı arkadaşlarınla paylaş

Bu yazı faydalı olduysa
arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın!

İlgili Yazılar

Size önerebileceğimiz diğer seyahat rehberleri

Ağva: İstanbul'da Gizli Kalmış Masalsı Bir Şehir
Şehir Rehberi
02 Mart 2026

Ağva: İstanbul'da Gizli Kalmış Masalsı Bir Şehir

İstanbul’un gürültüsünden kaçıp iki nehrin arasına saklanmış bir huzur adasına; Ağva’ya (Latince adıyla "iki dere arasına kurulmuş köy") hoş geldiniz. Metropole bu kadar yakın olup da her mevsim bu kadar romantik ve dingin kalabilen çok az yer gördüm. Burası, Göksu ve Yeşilçay nehirlerinin Karadeniz’le kucaklaştığı, zamanın nehirlerin akışıyla yarıştığı bir sığınaktır. yolrotasi.com okuyucuları için, nehir kenarında şömine başı sohbetlerinden bakir koylara uzanan, Ağva rehberimiz hazır!

Yusuf Bilgi Yusuf Bilgi
Oku
Boğaz’ın En Huzurlu Kıyısı: Beykoz
Şehir Rehberi
02 Mart 2026

Boğaz’ın En Huzurlu Kıyısı: Beykoz

İstanbul’un o meşhur kaosundan kaçıp, Boğaz’ın en yeşil, en vakur ve en "mahalle" kalan kıyısına; Beykoz’a hoş geldiniz. İstanbul’un içinde olup da köylerindeki o asırlık çınar altı sohbetlerini bu denli koruyabilen, sırtını ormana yaslayıp yüzünü Karadeniz’in serin sularına dönen başka bir yer görmedim. yolrotasi.com okuyucuları için, Kanlıca’nın yoğurdundan Polonezköy’ün kiraz bahçelerine uzanan, Beykoz rehberimiz yayında!

Yusuf Bilgi Yusuf Bilgi
Oku
Sarıyer: Boğaz’ın En Kuzey Ucu
Şehir Rehberi
02 Mart 2026

Sarıyer: Boğaz’ın En Kuzey Ucu

İstanbul’un gürültüsünü arkada bırakıp, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan o en ferah kapısına; erguvanların, yalıların ve balıkçı ağlarının semti Sarıyer’e hoş geldiniz. Bir metropolün içinde olup da bu denli "sayfiye" ruhunu koruyan, havasıyla ciğerlerinize bayram ettiren başka bir durak görmedim. Burası, İstanbul’un nefes borusu ve lezzet haritasının en parlayan noktalarından biridir. yolrotasi.com okuyucuları için, Rumelihisarı’ndan Kilyos’un hırçın dalgalarına uzanan ve Boğaz esintili Sarıyer rehberimiz hazır!

Yusuf Bilgi Yusuf Bilgi
Oku